Gene tembel basladi gunum.. Aslinda her gece yeni kararlar aliyorum: ‘Erken yatacagim’, ‘erken kalkacagim’, ‘bilgisayarda daha az vakit oldurecegim’, ‘master yapacagim’ , ‘daha az ekmek yiyecegim’ vs… vs.. Fakat her sabah ayni tembellik.. Uyaniyorum ama kalkamiyorum.. Kalkip ne yapacagim ki.. Salak salak dusunuyorum.. En sonunda basarip kalkiyorum.. Kahvalti icin aceleden birseyler.. ‘Cereal’ diyorlar burda, var ya o karton kutulardaki seyler.. Sutle karistirilip, yenen.. Benim su an kullandigimi, sutle karistirip mikrodalga firina atiyorsun, 3 dakika sonra hazir.. Ama tadi igrenc oldugundan, ben biraz kuru uzum koyuyorum icine ve goturuyorum.. Nerde o Turkiye’de yaptigimiz kahvaltilar.. Her hatirladigimda kendimden nefret ettigim ama o zamanlar anlayamayacak kadar gerizekali oldugum ve seyirci kaldigim anne-abla isciligi sonunda ortaya cikan seyler.. Demlenmis cay, peynir, zeytin, domates, bazen haslanmis yumurta, bakkaldan gelmis somun ekmekler.. Bes kardes, anne-baba, yerdik.. O zaman ’saglikli beslenme’, ‘egzersiz’ gibi ekstra seyler yoktu..
Kahvaltidan sonra bir yerden bir top bulup, okulun bahcesine firlardik (Refhan Tumer Lisesi). Bir daha acikana kadar kimseler goremezdi bizi.. Anne de hic endiselenmeden isine gucune bakardi.. Su an yasadigim yerde bu soylediklerim hayal.. Sokaga cikin, in-cin top oynuyor.. Cocuk falan yok, eger varsa, yasanilan semtin kalitesizliginin bir gostergesi olarak algilaniyor.. Nerde bu cocuklar?
Playstation, arka bahce, bilgisayar.. Bunlar yoksa evde adeta kriz geciriyorlardir, anneyi babayi kalp hastasi yaparlarken.. Sokaklara guvenmiyor burasi..
Burada zaten anne ve babasi bir arada yasayan cocuk sayisi da cok az.. 2001 yili itibariyle Ingiltere ve Galler’de her dort cocuktan biri ebeveynlerinden sadece biri tarafindan buyutuluyormus.. (bkz. http://news.bbc.co.uk/1/hi/uk/3006207.stm ).. Ne yazik ki bu cocuklarin da ciddi bir yuzdesi, diger ebeveynin eksikliginin de buyuk etkisiyle, birer suclu olarak yetsiyorlar..
Her neyse.. Ben kahvaltidan sonra biraz haberleri karistirdiktan sonra spora gittim.. Kardiyo yapmam lazimdi.. Yani kalbi biraz kosturmak.. Bu tip egzersizler, kalbin, normal zamanlarinizda daha yavas atmasini sagladiklari icin iyilermis.. Benim bunun yaninda, biraz da yag yakmak amacim oldugu inkar edilemez ama bu ek bir avantaj haliyle.. Hersey guzel guzel giderken, iceri bir adam girdi.. Bu arada soylemeyi unuttum, spor salonu benim isyerimde.. Zaten yakin bir yerde yasiyorum, calismasam da atlayip gidebiliyorum oraya.. Giren adam, beni birkac hafta once bir is gorusmesinde degerlendirmeye alanlardan biriydi.. Ve ben resmen rezil-rusva olmustum o gorusmede.. Keklik gibi hazirliksiz gitmistim, basima neler gelebileceginden cok habersiz.. Zaten yabanciyim, ingilizceyi kekeleye kekeleye konusuyor ve zaten batiriyorum.. Nerden geldiyse bu rahatlik, oyle cikip gittim.. Halbuki adamlar 3 hafta onceden, mektup gonderip anlatmislar butun ayrintilari..
Buna aslinda normal bir is gorusmesi (interview) denmez.. Cunku iki gun suruyor ve siz bu iki gunu saglam bir otelde geciriyorsunuz rakipleriniz ve degerlendiricilerle (ki buna ‘assessment centre’ deniyormus).. Yemekler beraber yeniyor, ickiler beraber iciliyor.. Herkes takim elbiseli, oldugundan farkli gorunup puan toplamaya calisiyor.. Elestirmiyorum, hatta cok iyi anliyorum.. Isveren, iyi iletisim kurabilecek, akilli, bilgili, nerde nasil davranacagini bilen adamlar ariyor.. Doldurulmak istenen pozisyon: yetistirilmek uzere yuksek yoneticiler.. Yuksek derken harbiden yuksek… Bu sirket dunyada 50 civarinda limani bulunan, bilmem kac tane yuksek profilli iletisim ve enerji firmalarinin sahibi, dunyanin en buyuk ilk yuz sirketi arasinda.. Bu sirketin yoneticisi demek ciddi birsey demek.. Rakiplerimin su an calistiklari yerlerdeki pozisyonlari: ‘Sales Manager’ (Satis Muduru), ‘Business Development Executive’ (Is gelistirme Bitiricisi), ‘Avukat’ falan filan.. Herkesin ana-dili ingilizce haliyle.. Ben kahraman Turkiye’li tir soforu…
‘Selamun Aleykum Beyler’ yani… Iki gun boyunca saglam tokatlar yedim, hicbir testi zamaninda bitiremedim.. Zaten kolumda saat de yok.. Bak sen! Bu ne rahatlik hocam? Herkes sunum yapti 10 dakikalik.. Benim tek enerjimi verdigim sey buydu.. Cok severek arastirdim bir suru sey.. Fakat her seyi son gune biraktigim icin, interview’den bir gun once gece 04:30′da yattim.. 3 saat sonra kalkip gidiyorum.. E pes yani.. Millet kimbilir uykumu alayim diye neler yapti.. Kafam calissin diye bal, cikolata, ihlamur, zencefil, katir tirnagi , bilmem ne yediler, ictiler.. En zayif adayin hic umrunda degil..
Neyse, dunya dunya olali boyle rezillik gormedi.. Bundan da ogrendik.. Eger interview degil, ‘assessment centre’ derlerse, cok dikkatli olun.. Iyi uyuyun, iyi hazirlanin.. Bir daha gelse basima, eminim daha iyi olacagim ama yenilen pehlivan konumundayim..
Neyse, spor salonundayken (Gym) bu adam girmesin mi iceri.. Kacayim dedim kendi kendime.. Kapidan da uzak degilim.. Sonra ‘amaaan’, dedim.. Gelirse gelsin.. Bir rahatlik daha basti.. Tanimayacak bile dedim, hem tanisa ne olur.. Eleman soyunma odasina girdi, cikti ve tam yanimdaki makineye gecti.. Goz goze geldik, ben bir ‘hi, you alright?’ (merhaba, iyi misin) cektim.. Normalde ‘yes, thanks.. you?’ derler.. Bu adam ‘yes, I’m alright’ deyip, yani beni hic sormadan isine gucune bakti.. icimden, buna bir elense cekip saldirayim dedim ama, ucuncu bir rahatlik dalgasi coktan gelip bulmustu beni.. ‘amaaan, ne yaparsa yapsin’ dedim.. Yan yana terleyip durduk.. Sonra o baska yere, ben baska yere..
Eve geldim ve mutfakta yenilebilecek ne varsa yedim.. Ekmek de dahil.. Gorunuse bakilirsa, yarin icin yeni planlarim olacak bu gece…



Haziran 17, 2008, 7:58 pm üzerinde
Selam Sinan öncelikle Ben seni gercekten,Tebrik ediyorum Massalah herseyde oldugun gibi bundada Basarili olmussun, yazilarini okudum harika acikcasi kendine iyi bak sinan hersey gönlünce olsun Dogan…..
Haziran 17, 2008, 9:53 pm üzerinde
Dogan merhaba..:))
Senden boyle ictenlikle yazdigin birseyler okumak beni cok duygulandirdi.. Soylediklerini cok iyi anliyorum ve ben de aklin, azmin, pozitifligin yapamayacagi birsey olduguna inanmiyorum.. Almanca konusunda buyuk tebrikler.. Ben okulda ingilizce hazirlik gormustum bir sene, arti hazirliktan sonra aldigim derslerin yuzde otuzu ingilizceydi.. Buna ragmen buyuk sorunlar yasadim.. Sorun dedigim, kendini adam gibi ifade edememek, birseyler katamamak… Sulalene kufretseler dahi anlamadigin ve yol yordam bilmedigin icin hep gulumsemek..
Kemal Sunal’in ‘Polizei’ isimli bir filmi vardi ya hani.. Ben onu kucukken cok sevmezdim, Davaro’lar, Hiyarto’lar daha komik gelirdi.. Ama o Polizei de ne kadar cok sey anlatmislar.. Unutmadigim sahnelerden biri…:)) Kemal Sunal’in babasi miydi neydi, nispeten kamil, bilge bir adam, Turkiye’den turist gelmis bir akrabasini gezdiriyor sokaklarda.. Yasadiklari sorunlari, kultur catismalarini vs. anlatiyor.. turkiye’den gelen adam surekli onu kesip soyle diyor:
-Toprak ceken bu sex shop nerde?
Bir kulaktan girmiyor bile.. Uzaktan burasi boyle bir yer.. Demek istedigim su, seni anliyorum, gayretini de tebrik ediyorum.. Umarim cok daha iyi olur hersey senin icin.. Meslektasiz bir de..:) Aynalara dikkat hocam..:)) Gene birkac araba goturmussun buralarda..:)) Erkan olsa sana Vecihi damgasini coktan yapistirmisti…
Sen evvelki yillarin ozelestirisini guzel yapmissin.. Sen oyle bir adamdin, mesela ben tam tersindim.. Ama icimizden omak istedigimiz adam sendin; guclu, iyi kavga eden, deli dolu, hayvansever… Sorunlar oldugunu da goruyorduk ama inan bana, biz de hicbir zaman dort duvarimizin arasinda mutlu degildik.. Iceri attigimiz bir suru duyguyla guresiyorduk… Sen bizim kahramanimizsin unutma..
Kolay gelsin, tekrar tesekkurler ugradigin icin..