Martin Kelly diye bir adam (Turkce Ceviri)

Haziran 29, 2008

Soz verdigim uzere, daha once yayinladigim ingilizce bir yaziyi Turkce’ye -elimden geldigince- cevirdim. Hatirlarsaniz, erken yasta kaybettigi esinin ardindan, bir Hollywood aktristinin yazdigi bir yaziydi bu. Zamanimizda, hem de 10 yil evliligin ardindan bu kadar pozitif, icten seyler duymak beni baya etkilemisti.. Ornek teskil eder cinsten bir insanmis yazilanlar dogru ise.. Paylasmak istedim. Buyrun:

Bunu yapmak neredeyse imkansiz benim icin. Soylemek istedigim hersey cok ozel olup kimseyi ilgilendirmezken,yine de butun dunyanin bu adamin ne kadar inanilmaz birisi oldugunu bilmesini istiyorum.

‘Inanilmaz’ kelimesini kullanmakta tereddut ediyorum cunku, herseyin sisirilip, abartildigi bir dunyada, bu kelime cok bos ve anlamsiz olmaya basladi ki benim esim ne bostu, ne de anlamsiz..

O’nu taniyan herkesin, O bir odaya girdiginde tuhaf bir elektrik akimi hissettiklerini biliyorum. Kendisi, hayatimin sevgisi, en candan, en heyecan verici ve en komik arkadasimdi.

Bir gazetecinin bana su soruyu sordugunu hatirliyorum eskiden: “Bir asansorde en cok kiminle sıkışıp kalmak isterdiniz?” Sanirim benden beklenen “Einstein” gibi bir isim soylemekti cevap olarak ama ben “Martin Kelly” dedim. “Kim!?” dedi gazeteci.. “Kendisi esim olur dedim, ama emin olun tanisaydiniz siz de asansorde kendisiyle kalmak isterdiniz” (gazeteci de bayandi). “Cok yakisikli olmanin yaninda, heyecan dolu ve beraber vakit gecirmenin en keyifli oldugu insanlardan biridir”. Rezalet bir cevap oldugunu soyleyip inanmadi, kimse inanmazdi zaten. Biliyorum, 15 yasindan beri tanidigim birinin beni hala bu kadar etkiliyor olmasi kolay inanilacak birsey degil. Beni, yapmayi hic istemedigimi sandigim seyleri yapmaya zorladi, motive etti, destek verdi. Ve yaptiktan sonra, ateslerden gecerek, sanki boyum uzamis gibi hissederdim kendimi. Sanki herkesin uzerinde bu etkiyi yapiyordu O, atesi dokunurdu size ve yakardi.

Dogru ya da yanlis, herkesle muhatap olmazdi. Bu kendini begenmislikten ziyade, genetik olan utangacligindandi. Biliyorum bencillik olacak ama, bu yuzden tum hazinesini benimle, sadece benimle paylasti. Onun sevdigi insanlar kendilerini ne kadar cok sevilmis hissederlerdi bilemezseniz, bunu tarif bile edemem.

Mesela tiklim tiklim bir caddede birseylerin pesinde kosarken veya cocuklari, O’nun calistigi hastaneye yakin olan okullarindan almaya giderken, bir adamin goruntusu, karnimda o yanma etkisini yapardi. Hemen kendimden utanc duyardim gozlerim baska bir erkege carpti diye ve yonumu degistirirdim. Birkac saniye sonra, birinin gulup sunlari soyledigini duyardim: “Canim, benim yanimdan gecip gittin!”. O’na anlatirdim baska birine baktigimi sandigimi ve bir ilkokul ogrencisi gibi kizarip yuzunu omuzlarima gomerdi.

Bir turlu inanamiyorum O’nun tenini bir daha hissedemeyecegime, bu nasil mumkun olabilir? O’na her gun dokundum, her gun sevdim O’nu Tanri’ya sukur. Tuhaf ama birbirimize hic sesimizi bile yukseltmedik iyi ya da kotu birsey icin, bu aramizda hic olmadi.

Inanamiyorum o sihirli, guzel varlik artik burada degil. Bu kadar iyi bir insanin var olabilecegine bile inanmak zordu. Bir gun bile birbirimize su sozleri soylemedigimiz olmadi: “Biz rezil derecede sansliyiz, baksana hayatimiz ne kadar kutsanmis”.. Ben sikca bunu haketmedigimi hissederdim ama O dunyadaki yerinden ve kendisine verilen guzelliklerin hakki oldugundan cok emindi, simariklasmadan. Belki bunun sebebi, hayatinin hicbir saniyesini, cogumuzdan farkli olarak bosa harcamamasiydi, icine cektigi her nefes dolu doluydu.

O’nun artik burada olmayisina ragmen, hala kendimi yasayan en sansli kadin olarak goruyorum. Kendisine boyle bir sevgi verilmis, kalbini kosturan birisinin yaninda uyanmis olmak tam 10 yl boyunca.. Bundan fazlasini en vahsi ruyalarimda bile isteyemezdim.

Umarim mideniz bulanmiyordur, biliyorum sanki bir peygamberden bahsediyormus gibiyim, fakat O ayni zamanda cok ozgun bir babaydi. Cocuklarimizin sorularina her zaman alternatif cevaplar verirdi. Kafalarini zorlar, kiskirtirdi farkliyi dusunmeye.. Onlarin taptaze beyinlerine benim haberimin bile olmadigi bir suru gercekler, istatistikler yerlestirirdi. Onlari her gun en az bir saat kucaklar, operdi. Yerde birlikte yuvarlanir; satranci, resim cizmeyi, yabanci dilleri, kendisine gore dogrulari, risk almayi, onurlu olmayi, gorgu kurallarini ogretirdi.

Hayatimin geri kalan suresini O’nu yazarak gecirebilirim. Beni uzen sey, cocuklarima ne verirsem vereyim, onlarin dunyalarinin yariya indigi gercegi. Ben O olamam. Umuyorum ki, su ana kadar ki kisacik hayatlarina tohumlar yerlesmis ve filizleniyorlardir.

Biliyorum ki, O’nun is hayatinda bosalan yeri, “Facing the World” (Dunya ile yuzlesme) yardim organizasyonunu da beraber kurdugu Norman Waterhouse tarafindan doldurulacaktir (Burda Sinan olarak sunu ekleyeyim; bu yardim kurulusu, ozellikle dunyanin fakir ulkelerinde, savas ya da dogal afetler yuzunden, suratlarinda yaralanmalar olmus cocuklara, estetik operasyonlar yaparak destek olan bir kurulusmus. Cunku Martin Kelly bir estetik cerrah..) . Butun bildigim, bizden sonra hayatindaki en buyuk sey hastalariydi ve bu butun diger zevklerden once geliyordu. Ozellikle, Facing the World organizasyonu yoluyla Ingiltere’ye getirdigi hastalari ki onlar aldiklarindan cok daha fazla verdiler O’na. O’nu mutlu eden sey suydu: Hastalarin yuzlerini yeniden biraraya getirmek, tipki doganin, dogumda niyet ettigi gibi. Hicbir sure, hicbir emek cok degildi, birseyleri azar azar yapmanin ne demek oldugunu bilmezdi, yapamazdi. Bu benim aciklamam en azindan. Cogu insan icin yarim hayat sayilabilecek bir surede farkli birkac hayat yasadi O. Yine su peygamber abartmasina geliyoruz.. Eger bu satirlari okusa inanin yine ölürdü. Ozguveni yuksek olmasina ragmen, son derece mutevazi ve abartisizdi.

Ayrica tanididigim en nuktedan insanlardan biriydi.. Sabahin besinde cocuklardan birinin bagira cagira aglamasiyla uyandigimiz zamanlarda bile, ne bileyim mesela yerler kusmukla bile dolu olmus olsa da, bilgisayarimiz komure donmus, kedi ortaligi pislik icinde birakmis olsa bile; ilk yaptigi sey mukemmel bir espri patlatarak o zor durumu neredeyse eglenceli bir duruma cevirmekti.

O’nu sadece esim olarak degil, yasayan her varligi etkileyebilen bir cerrah, iyilestirici, ressam, muzisyen, sporcu, ve her konuya karsi bitmez tukenmez bir meraki olan bir insan olarak hatirlayacagim. Yasamak ve kesfetmek konusunda israrli bir insan… O’nun felsefesi suydu, bir gun bir yerde beraber okumustuk: “Cok calis, hicbirsey umma ve bununla mutlu ol”..


Turkiye-Hirvatistan macinin ardindan…

Haziran 21, 2008

Boyle bir futbol gecesi yasadigimi sanmiyorum su ana kadar..

Kagit uzerinde Turkiye’nin sansi yoktu. Hirvatistan, Ingiltere’nin bulundugu gruptan birinci olarak cikmis, grup asamalarinda Almanya da dahil olmak uzere uc rakibini de yenerek ceyrek finallere yukselmisti. Supriz takim olarak ilerleme ihtimalleri buyuktu.

Turkiye; eksikler, sakatlar ve kart cezalilariyla dolu bir takimdi ve son dakikalardaki mac cevirme aliskanliklariyla ilgi odagi olmuslardi. Bu kez son dakikaya birakmayacaklarindan bahsetmisti bazi futbolcular. Nihat, “90 dakikada bitirecegiz” demisti..

Volkan yoktu ama ben Rustu’yu gorunce yedekte, nasil oluyor da Volkan Rustu’yu yedek birakabiliyor diye kafami kasimaya baslamistim.. Rustu benim cok saygi duydugum, cok efendi, mutevazi, ornek bir futbolcu. Ayaklari yere basan bir adam.

Mac basladiginda Rustu’yu taniyamadim. Adeta ozguveni kendisinden alinmis, nerede oldugunu bilmeyen, saskin, kararsiz bir adam vardi kalede. Yedek kalmak olsa gerek, ya da son sezonda Besiktas’a giderek aldigi tepki de olabilir sebep; tamamen kayipti. Rustu’yu o kadar severim ki, macta aleyhine yorum bile yapmam. Benim hayatimda once kisilikleriyle degerlendirilir herkes, durustlukleriyle.. O yuzden Portekiz’li Ronaldo’yu sevmem.. Durustluk, bilgelik olmayinca bencil bir oyuncu cikiyor ortaya.. Deco oyle degil, Zidane oyle degildi.. Zidane’da teknik de vardi, takim oyunu da vardi, show da vardi.. Her neyse, Rustu maca kotu baslayarak beni uzdu.. Abime donup, “umarim birkac kurtaris yapar da kendine biraz guveni gelir” dedim..

Defansta Servet yoktu.. Buyuk eksik.. Ozellikle ilk yarida cok aradik.. Cunku defansimiz, ingiliz televizyonunun tabiriyle ‘komedi’ idi.. Rustu ziplayip alamiyor topu, ardindan Emre Asik kafa vuramiyor ve neredeyse turnuvanin en komik golunu yiyecegiz. Ardindan, bence macin yildizlarindan olan Hakan Balta, buyuk sogukkanlilikla topu uzaklastiriyor.. Bu cocugu da alici gozuyle ilk defa izledim ve cok mutevazi, abartisiz, guvenli ve tertemiz top oynadigini gordum. Gokhan Zan birkac hata yapsa da, O da ayni sekilde iyiydi. Ozellikle Sabri’nin oldugu kanat kevgire donmustu.. Sabri, hirsli, heyecanli bir cocuk oldugu icin mantiktan ziyade, duyguyla, deli dolu hareket ederek epey pozisyon verdi onlara.. Bu elestirileri ben yaparim ama Ingilizler televizyonda yaptikca benim sinirim bozuluyordu. Cunku kafalari Hirvatistan’dan baska birsey gormuyordu.. Onlara gore, eninde sonunda Hirvat’lar yenecekti ama dogru zaman gelmemisti henuz.. Ve acik soyleyeyim, benim su ana kadar en rahat izledigim 90 dakika oldu. Hic bir tehlike gormedim Hirvatistan’da, hicbir ataklarindan korkmadim..

Macin cogu orta saha mucadelesi seklinde gecti. Arda gozukmedi ama sebebi belliydi: markaj.. Tabii ki onlem alinmisti kendisine. Top ayagina geldiginde en az uc Hirvat basiyordu kendisine. Kimin isine yaradi bu? Hamit.. Hamit’e bosluk acildi.. Abartma diyeceksiniz ama sanki Hamit degil, Zidane vardi sahada.. Topu surusu, adam eksiltisi, yuksek pas isabet orani O’nu bu maclik bizim Zidane’imiz yapti. Orta sahada oyun kurucuydu ve en saglam oyuncularimizdandi.

Tuncay bu macta kotu degildi kesinlikle. Farketmissinizdir, canla basla savasiyordu ve her yerdeydi.. Bu onemli.. Rakibe baski yapiyordu ve rahat oyun kuramiyorlardi. Bu arada hakem bana sac bas yoldurarak, faul bile olmayan pozisyonlarda Tuncay, Arda ve Emre’ye sari kartlar gostererek, bir sonraki macta oynayamamalarina yol acmisti. Hepsi birbirinden onemli futbolcular.. Ama bir sonraki mac olacak miydi?

Olacakti.. Ben Turkiye’nin en iyi maciydi bu diyorum. Direncliydik, yaraticiydik, tekniktik, sogukkanliydik bazi defansif hatalari saymazsak.. Ikinci yarida Rustu’nun kurtardigi bir frikik vardi ki… Kaleci adaylarina ders olarak gosterilmeli.. ‘Doksandan nasil top cikarilir’, dersin adi olabilir mesela.. Guclu bir yumruk ve muthis bir ucus.. Rustu hosgeldin, ozlemisiz seni..

Ben her an bizden gol bekliyordum. Olmadi.. Colin Kazim sahada yoktu.. Yerine Ugur Boral girdi.. Herkes icin ayni seyi soyluyorum biliyorum ama Ugur bir baska istikrarsiz adamimiz.. Bazen bir Roberto Carlos olup sol kanadi duman ediyor; bazen moralsiz, beceriksiz, agir, hantal bir adam olup cikiyor.. Dun ikincisiydi.. Sonra oyuna Semih girdi.. Birsey beklenir mi? Beklenir tabii.. Semih oyuna sonradan girerse beklenir (ne yazik ki).. Boyle bir adam gormedim ben.. Super yedek, nobetci golcu.. Ne derseniz deyin, kesinlikle bu tip bir yedek hatirlamiyorum ben..

Doksan dakika golsuz bitti.. Uzatmalarda bariz hakim Turkiye idi.. Hirvat takimi bitmisti kondusyon olarak. O ana kadar neredeyse sahada yigilip kalacak olan Olic oyundan alindiginda abime ‘kotu haber’ dedim.. Klasnic giriyordu.. Nerdeyse yok olan bir adamin yerine taze bir forvet.. O forvet golu atti.. Canim Rustum, biraz hesaplama hatasi yapinca, kalesini terketmis bir sekilde yakalandi.. Ve bir firsat bundan daha iyi degerlendirilemezdi.. Orta ve gol.. Rustu o arada kaleye kosuyor ve Gokhan Zan topun onune elini koymaya calisiyor akillica bir hareketle.. Dakika 119 ve kirmizi kart gormesinin bir onemi olmazdi.. Penalti da belki kurtarilabilirdi.. Ama olmadi, golu yedik.. Hepimizin basi one egildi.. Son dakikalarda aldigimiz iki mactan sonra, simdi adalet yerini buluyordu herhalde.. Gol oldugunda bazi oyuncularimiz yere yigildi, bitmisti.. Macin bitmesine saniyeler var.. Ben yine abime donup, ‘atar miyiz’ diyorum.. Karsilik yok.. Ve Rustu bir serbest vurusu kullanarak, rakip ceza sahasina dolduruyor.. Karambol, dusenler, kalkanlar derken.. Biri topa vuruyor, oyalanmiyor, dusunmuyor.. Filede.. Biz havalardayiz, tepiniyoruz, bagiriyoruz.. Baris aglamaya basliyor uzaklardan.. Zavalli cocuk..

Ama inanilir gibi degil, akil mantik isi degil.. Resmen imkansiz birsey oluyor.. Beraberligi yakaliyoruz ve cok cok garip bir takim oldugumuzu gosteriyoruz.. Bu arada, macin basindan sonuna Hirvatlar lehine konusan ingiliz televizyonu, Klasnic’in goluyle birlikte su yorumu yapmisti: “Klasnic maci kazandirdi, bitti..”… Semih’ti golu atan, isaret parmagini dudaklarina dik olarak goturup ’susun’ isareti yapiyordu.. Mucize..

\

Ve mac bitti.. Penaltilar.. Ben, hic benden beklenmeyecek sekilde “Allah’im bu cocuklara yardim et, yuzlerini kara cikarma , utandirma” diye bagiriyorum.. “Cok gormeyin bize bunu” diyorum.. Ve penaltilarda son sutlarini benim kahramanim Rustu “iyiler hep kazanir” sozunu dogrulayarak kurtariyor ve abartmadan sevincini -nasil yapabiliyorsa- kutluyor.. Inanilir gibi degil.. Hirvatlari da son dakika goluyle saf disi birakiyoruz..

Ama sunu soylemeliyim ki, Hirvat takimi, baska hicbir takimda gormedigim kadar efendi, durust bir goruntu cizdi.. Macin basindan sonuna kadar iki takim futbolculari birbirleriyle ilginc bir dostluk havasindaydilar. Mac bitti ve Rustu gidip, aglamakta olan Hirvat futbolculara tek tek sarildi. Insanlik cok guzel, ornek insanlar gormek cok guzel..

Benim en cok hosuma giden, kendi hayatimda da cok inandigim pes etmemek, imkansiz olduguna inanmamak, kendini hatalariyla kabul etmek gibi bir takim -bence- erdemlerin bizim milli takimimizla ozdeslesmesiydi bu turnuvada.. Cok renkliyiz ve eger futbolu azicik takip ediyorsaniz biliyorsunuzdur ki bu uc mac birer mucizeydi.. Her biri birbirinden zor mucizeler.. Inanmayacak ne kaldi ki..? Deli bir milletiz biz, sagimiz solumuz yok..

Bir sonraki mac Almanya.. Ve bastirarak soyluyorum, bircok onemli oyuncumuz adeta kasitli olarak, faul bile olmayan pozisyonlarda kart yiyerek cezali duruma dustuler.. Bu oyuncular cok onemli takimimiz icin.. Arda, Tuncay, Emre Asik.. Emre Belozoglu iyilesti mi bilmiyorum, Arda’nin yerine bir alternatif olabilir.. Kenarda Tumer ve Ayhan’i da gordum.. Cok kotu oyuncular degiller.. Diger maca umarim Servet yetisir..

Almanya macinda en korktugum sey su: Fizik gucu.. Almanlar, turnuvanin en uzun boylu takimi.. Ne olur ki? Cok sey olur.. Yan toplar, kornerler birer kabus olarak gececek.. Kalecimiz de cok onemli.. Yan toplar konusunda hesabi kitabi iyi olmali.. Tereddut, hata vs kabul edilemez.. Ballack tehlikeli.. Podolski’nin sol ayagi gibi bir ayak gordugumu hatirlamiyorum.. Cok acimasiz, cok hatasiz.. Defansimizin durumu belli.. Ama Almanya defansi da aynen bizim gibi.. Sakalli bir adamlari var, cok saglam degil.. Biz de o kadar ufak tefek futbolculardan kuruluyuz ki iceri giremiyoruz kolay kolay..

Kagit uzerinde sansimiz az ama olumsuz dusunmeyi, pes etmeyi bilmeyen bir takimimiz var..

Macin ozetini BBC’den seyretmek ister misiniz? Buyrun:

http://news.bbc.co.uk/sport1/hi/football/euro_2008/7363499.stm

Basarilar hepimize…


Euro 2008 hakkinda birkac sey

Haziran 16, 2008

Alibeykoy’de top pesinde kosarak buyuduk, eve sadece karnimizi doyurmak icin giderdik.. Futbol guzel bir oyun ve cok severek oynardik.. 11 Temmuz’da bir aksilik olmazsa gidecegim Turkiye’de kesinlikle 3-5 hali saha maci yapmak istiyorum.. Bugun biraz futbolla ilgili yazacagim, nacizane birkac dusunce..

Dun aksam Turkiye, Cek Cumhuriyeti’ni 3-2 yenerek Euro 2008 ceyrek finallerine yukseldi. Maci, abimle birlikte izledik. Milli takimi izlemeyeli uzun zaman oluyor. Acikcasi; milli takim dendiginde, kim var ki oynayacak deyip karamsarliga kapilmistim. Fakat kadroyu gordugumde aslinda cok yetenekli oyunculardan kuruldugumuzu farkettim. Ben bir suredir oralarda olmadigim icin unutmusum biraz. Hamit, Emre, Arda, Nihat, Tuncay, Semih, Servet, Colin Kazim, Yildiray vs.. oldukca kaliteli oyuncular olarak gozume carpti.

Kaleci Volkan’i sevmekle beraber, istikrarsiz buluyorum. Bizim insanimizin karakteristigi bu galiba biraz deliyiz, heyecanliyiz, duygusaliz. Volkan da boyle. Ne zaman ne yapacagi belli olmuyor, bir bakmissiniz kanat takip ucmus, koselerden top cikariyor; bir bakmissiniz kendisine verilen geri pasi iskalayarak gol yiyor; bir bakmissiniz Galatasaray’li Lincoln’u kovalayip hayalarina diz atiyor… Tamamen deli dolu, gunundeyse super, degilse bir kabus. Ilk iki macta harikalar yaratirken, bugunku macta cok etkileyici degildi. Iki goldeki mudahaleleri yetersiz, son birkac dakikada biz ondeyken Cek oyuncu Koller’i iterek kirmizi kart gormesi tamamen gereksiz ve sorumsuzca bir hareketti. Heyecanli cocuk Tuncay’a birakti kaleyi. Tuncay’a Volkan’in formasi biraz buyuk geldi ama ozguveninden dolayi kendisini tebrik etmek gerekir, mac penaltilara da gidebilirdi.. Heyecanli cocuk, yan hakemin kullanilamaz hale gelen bayragini da degistirme isinde sorumluluk ustlenmisti..

Maca donelim. Kotu basladik, Cek’ler sahayi adeta dar etti bizimkilere ve ilk yariyi 1-0 yenik kapattik. Ikinci yarida umut tasimak icin pek bir sebep yoktu, biz sahada yoktuk. Ikinci devreye, Fatih Terim ilginc bir degisiklikle girdi. Golcu almasini beklerken, golcu Semih’i cikartarak Sabri’yi aldi. Yadirgamadim cunku savasmasi gerekiyordu takimin ve Sabri iyi bir savasciydi. Ustelik, aliskanlik mi oldu bilmiyorum, Semih maca sonradan girdiginde cok daha etkili oluyor, herhalde cocukcagazin da bilincaltina yerlesmis bu. Daha dinc basladik ikinci yari, riskler almaya basladik. Ileriye daha cok adamla cikarak, kontra atak yeme ihtimalimizi arttirdik ama kaybedecek birsey yoktu. Ikinciyi de yedik.. Ben artik macin gittigini dusundum ve uzuldum.. Bana mac ordan cevrilir deseler kesinlikle guler gecerdim. Cunku takimin da uzerine olu topraga serilmis gibiydi. Tuncay, Nihat, Hamit gibi cok yetenekli olduklarini bildigimiz oyuncular, bizi hayal kirikligina ugratarak turnuvanin basindan beri kayiplari oynuyorlardi. Canla basla savasan Servet ve Arda vardi sahada sadece. Ozellikle Arda, Arda, Arda… Gencecik bir cocuk ama bu ne guven, bu ne akil, bu ne yetenek, bu ne sogukkanlilik.. Top ayagindayken, kafasi surekli havada, ayagindan top caldirmiyor ve muhakkak kendisinden ayrilan top bir baska takim arkadasina gidiyor. Arda, adam geciyor, zeka dolu paslar veriyor.. Bende Turk TV’lari olmadigi icin, hic izleyememistim Arda’yi.. Fakat bu turnuvada gordum ve hakkinda soylenenler azmis bile. Cok daha iyi yerlerde olmayi hak eden bir cocuk. Dun bize maci aldiran cocuk O idi bence, tartismasiz. Tabii ki tum takim cok calisti ama Arda parlayan bir yildizdi. Ilk golumuzu de O atti: 2-1.. doner miydi mac? Ben yine kesinlikle umutsuzdum.

Turkiye’nin bir gol daha atmasi durumunda penaltilara gitme ihtimali olusu, Cekler’i urkuttu ve defansif oynamaya basladilar. Onlar cekildikce biz uzerlerine gittik ve yine milyon verseniz ihtimal vermeyecegim birsey oldu ve Dunya’nin en iyi kalecisi olarak gosterilen Chelsea kalecisi Cech, inanilmaz bir hata yaparak bir yan topu elinden kacirdi. Cech’in BBC ile yaptigi roportaji izledim, amacinin topu kendi ayaklarinin onune dogru yumusatarak iki hamlede kontrol etmek oldugunu fakat birinci hamlesinden sonra topun kendisinden uzaklastigini soyledi. Cech turnuva daha baslamadan once, kullanilacak toplari elestirmis, kontrollerinin zor olacagini iddia etmis ve diger kalecilere yumruklamanin daha guvenli bir secim olacagi mesajini gondermisti.

Dunyada hicbir futbolcunun beklemeyecegi bu hatayi Nihat beklemis gibi dogru yerdeydi ve bir refleksle topu kaleye gondermeyi basardi: 2-2. Attigimiz ilk golde ayaga bile kalkmayan ben, havalardaydim. Bizim gurultumuzden dolayi Baris aglamaya baslamisti.. Aklimiza gelen ne oldu? Uzatmalar, penaltilar vs.. Fakat birkac dakika sonra, Hamit ceza sahasina dogru yaklasirken sut atacak gibi yapip Nihat’a mukemmel bir pas atinca, biz ayakta bulduk kendimizi: ‘Hadi Nihat!’.. Ve turnuvanin su dakikasina kadar cok basarisiz buldugum Nihat, oyle bir klas vurdu ki, hepimizde adrenalin tavan yapti.. Gol: 3-2… Artik ceyrek finaldeyiz gozuyle bakarken… Volkan’in kirmizi kart yedigini gorduk.. Pozisyona bakiyorum, hicbirsey goremiyorum.. Topa cift yumruk, ikinci sicrayis ve defansimizin kontrolunde top disari.. Baska bir kameradan baktigimizda ise, Volkan’in acik bir sekilde Koller’i iterek kirmizi karti hakettigini gorduk. Sunu da ekleyeyim, mac daha baslamadan once ben hakemi gorur gormez abime donup, ‘ bu hakem iyi degil, gecen gun bir baska maci batirmisti’ dedim.. Volkan’in kirmizi kartinda hakliydi ama macin ilk 10-15 dakikasinda Servet ve Aurelio’ya verdigi sari kartlar alakasizdi. Bircok yanlis yapti.

Neticede son 15 dakikaya 2-0 yenik giren milli takimimiz 3-2 galibiyetle ceyrek finale yukseldi. Benim cikardigim ders, yine pes etmemek, kendine inanmak ve hatalarindan ders alip kendini gelistirmekle ilgiliydi. Bunlar cok onemli seyler, insan hata yapar ama onemli olan bu hataya gomulmeyerek, ders almak ve pozitif dusunebilmektir.

Rakip simdi Hirvatistan. Ilk maclari vasat, ikinci maclari ise oldukca iyiydi. Turnuvanin favorisi gosterilen Almanya’yi 2-1 maglup ederek, iyi takim olduklarini gosterdiler.. Ayrica eleme gruplarinda Ingiltere’yi de yenmek zorunda olmamalarina ragmen deplasmanda 3-2 yenerek, kendilerinin de surekli vurguladiklari ‘milli gurur’ larini da gostermis oldular.

Arda’nin atesledigi takimda, coktandir bekledigim Hamit’in performansi (asistlerin tumu), Nihat’in firsatciligi ve Servet’in savasciligi galibiyette buyuk rol oynayan diger etkenlerdi.

Diger bazi takimlar ve bana gore olabilecekler

Benim su ana kadar ki gozdem Hollanda. Bunun icin ilk maclarini seyretmem yetti. Gecen dunya kupasi sahibi Italya’yi neredeyse pozisyonsuz 3-0 yendiler, ardindan da cok sevdigim ve yine gecen dunya kupasi finalisti Fransa takimini 4-1 yenerek sakalarinin olmadigini gosterdiler. Klasik deyimle, iyi isleyen bir makine gibiler. Kalelerinde bence asil en iyi kaleci Van Der Sar, orta saha ve forvette Kuyt, Sneijder, Van Persie, Van Nistelrooy gibi cok iyi futbolcularin sahibiler. Hollanda kupa alsa da almasa da uzun suredir bizlere heyecanli futbol izlettiren bir takim. Su anda teknik direktorluklerini yapan eski futbolculari Van Basten, Ruud Gullit, Frank Rijkaard, Davis, Bergamp, Kluivert aklima gelen birkac eski futbolculari. Bu sene de cok iyiler ve benim favorim durumundalar.

Italyan futbolunu seven bir insan degilim. Fazla defansif ve taktik oynuyorlar, seyirciye zevk veren tarzdan degil. Italya’yi Italya yapan defans konusunda bu sene inanilmaz hatalar yapiyorlar ve hatalarin bedellerini oduyorlar. Bir ust tura cikmalarini zor goruyorum. Toni ve kaleci Buffon sevdigim futboculari arasinda. Fransa’yi yenebileceklerini dusunmuyorum ve istemiyorum da..

Fransa’ya gelince… Zidane’i izleyemiyoruz artik. Benim su yasima kadar gordugum en iyi futbolcuydu Zidane. Oyle bir futbolcuyu izleyebildigim icin kendimi sansli hissediyorum. Futbola zeka gerekir mi? Zidane’a bakin anlarsiniz. Oyun kurucuya cok lazim zeka ve teknik.. Fenerbahce’li Oguz’u hatirlayalim, kafa surekli havada, radar gibi tarar ve milimetrik paslar atardi ozellikle ayaginin disiyla. Arda’ya bakalim, ayni tarzda, zeki ve teknik. Ispanyol Fabregas (nedense yedek oynatiyorlar) yine ayni. Zidane’siz Fransa’da, Ribery on plana cikiyor ve parmak isirtiyor. Liderligi ve gordugu saygi Zidane kadar mi ondan emin degilim. Yasli futbolculari var takimin ve Henry cok gol kaciriyor. Fransa’nin bir ust tura cikmasini isterim ve bunu yapabilecek kapasitedeler. Fakat Hollanda akilli bir taktikle Romanya’ya yenilirse, ne Fransa, ne de Italya cikabilir.

Alman futbolu da beni cekmiyor. Herkes favori gosteriyormus onlari ama ben ozellikle ileri ucta sikinti yasadiklarini dusunuyorum. Podolski mukemmel fakat O’nun disinda Klose ya da Gomez’de ayni yetenegi ya da uyumu goremedim ben. Hollanda da mukemmel bir ic uyum varken, Almanya’da kopukluk goruyorum.

Portekiz iyi bir takim ama kupayi alirlarsa cok sasiracagim. Favori gosterilmelerinde Ronaldo’nun varligi buyuk. Benim Portekiz’de sevdigim oyuncular Manchester United’li Nani, Barcelona’li Deco, kaleci Ricardo, Simao ve Pepe. Ronaldo iyi futbolcu tabii ki, bu sene Premier League’i alt ust etti. Ama ben kendisini uckagitci gordugum icin sevemiyorum.. Ornek sporculuk goremiyorum. Dedigim gibi eger sampiyon olurlarsa sasiracagim.

Ispanya, goz dolduran baska bir takim. Rusya’ya 4 tane attilar mukemmel bir oyunla. Ikinci maclarinda Isvec’i biraz zor da olsa 2-1 yendiler. Paslasmalarini agzim acik izliyorum, inanilmaz iyi top ceviren ve cok teknik bir takim. Fabregas’i daha cok oynatmasi gerektigini dusunuyorum teknik direktorlerinin. Villa, Euro 2008′in yukselen yildizi oldugunu ilk macta hat-trick yaparak gosterdi ve ikinci maci da bos gecmedi. Takim cok iyi gozukuyor ama adini koyamadigim bir nedenden, kupayi almalarini zor goruyorum, birseyler eksik. Oturmus gozukmuyorlar, bir panik, gereksiz bir acelecilik goruyorum. Bu huylarini degistirebilirlerse turnuvada onleri aciktir.

Turkiye takimi cok kaliteli oyuncularla dolu ama ben yaraticilik ve ozguven eksikligi gordum. Arti ileride gol atmalarini bekledigimiz insanlar bu sene beni cok sasirtarak sessiz kaldilar. Nihat iki gol atarak uyansa da, o dakikalara kadar kayipti. Tuncay’i taniyamiyorum bile. Teknik ve fiziksel olarak sanki gerilemis ama sagi solu belli olmaz, gunundeyse her an suprizler yapabilir. Uc macta adeta eksik oynadik Tuncay yuzunden. Hamit’in cok iyi futbolcu oldugunu biliyorum, Almanya’da cok begenilen , ozellikle uzaklardan iyi goller de atan bir oyuncu. Yerinde oynatilmadigi soyleniyor (sag bek) ben de katilirim, defansif ozellikleri baskin degil. Sag acik olarak cok daha etkili, dun gorduk 3 asist yapti. Sag bek oynamasi gereken adam tartismasiz Fenerbahce’li Gokhan Gonul’dur ama buyuk talihsizlik, sakatlanmis. Futbol sadece ayakla degil, yurekle oynanir ve Gokhan yurekli cocuk. Servet icin birsey soylemeye gerek yok, canla basla savasan, cok iyi adam markaji yapan, hava toplarinda basarili, olmazsa olmaz adamimiz. Heryere kosuyor, yuzde yuzelli performansla oynuyor. Kendisinden yeterince bahsettim ama Arda, milli takimimizi surukleyen lider oyuncumuz. Colin Kazim, diger oyuncularimiz kadar heyecanli degil, Ingiltere’de buyudugu ve futbola daha profesyonelce baktigindan midir bilmem, duygusal davranmiyor. Teknigi ve fizik gucu cok iyi, kesinlikle takimda olmasi gereken ozellikler katiyor. Fakat ben kendisini yeterince tecrubeli gormuyorum henuz. Ingiltere ikinci liginden cikip geldi, Fenerbahce’de sampiyonlar ligi gordu, Turkiye ile Avrupa Kupasi tadiyor, hepsi yeni kendisine.

Turkiye ne kadar ileri gider turnuvada? Su ana kadar oynadigi gibi herseyi son ana birakirsa cok uzaga degil. Fenerbahce gibiler, once muhakkak gol ya da goller yiyecekler, sonrasinda zorlayip birseyler cikarabilirse cikaracaklar.. Boyle olmamasi lazim, Turkiye takim gibi gozukmuyor. Normal sartlarda bir ritim, baglilik, isleyis yok. Birseyler olup da kenetlenecek bir sebep yakalandiginda degisiyor takim. Bu durumda gol yemek sanki bir gereklilik oluyor. Hirvatistan guclu bir takim. Ortada bir mac olacaktir. Milli takimimizin zaaflari belli.. Ama biz deli bir ulkeyiz, deli insanlariz.. Sagimiz solumuz belli olmaz, beni hicbir sonuc sasirtmaz.

Yaziya Fatih Terim’in mac sonrasi soyledigi birkac sozle son veriyorum. Umutlu olmakla, pes etmemenin onemiyle ilgili seyler. Bizzat basimdan gecenlerle altina imzami atiyorum. Sizi batirmak isteyecek adam coktur, ancak ve ancak siz degistirebilirsiniz herseyi, baska hic kimse degil. Ve siz adim atmadikca ayni seyleri konusup duracagiz, ayni dertlerden yakinip, ayni hatalara aglayacagiz.. Neyse buyrun:

“Imkansız yoktur, mucizeler zaman alır”

“Gecenin en karanlık olduğu an, sabaha en yakın andır”.


Martin Kelly diye bir adam

Haziran 4, 2008

Arkadaslar merhaba..Gececiydim dun ve aracin icinde biri bir gazete birakmisti (Gayet normal)..  Sayfalari cevirirken, bir habere takildi gozum. Natascha Mcelhone (ki ben tanimam kendisini, eminim siz taniyorsunuzdur) diye bir Hollywood yildizinin esi, 42 yasinda aniden bir kalp sorunuyla oluyor. Bizde ‘gizli kalp’ denen sey diye dusundum kafamdan.. Adam, estetik cerrahmis..

Esi Natascha, ‘Mail on Sunday’ gazetesinde kocasini anlatmak uzere bir yazi yazmis.. Ne olmus diyeceksiniz.. Belki bana oyle geliyor ama, bana sanki uzayli biri yazmis gibi geldi.. Boyle bir sevgi ve sadakat (ki bir Hollywoodyldizindan) duymayali baya zaman  gecti.. Cok cok duygulandim okurken.. Paylasmak istiyorum.. Eve gelip internetten buldum haberi, paste yapacagim, linki de verecegim.. Ceviri yapmaktan nefret ederim, zor bulurum, kivranirim baya.. Ama dun gece okurken, bunu cevirip buraya koyacagim dedim ve sozum soz.. Ama zamanim oldugunda.. Simdilik Ingilizce anlayanlar okusun..

Her yerde bir ‘takmama’,  sadakatsizlik, guvensizlik, ‘ozgurluk istegi’ (!).. Daha fazlasini isteyen insanlar (kendim yine dahilim), daldan dala konanlar.. Insan kalbini kucumseyip cok kolayca kiranlar, umursamayanlar ve umursamadiklari icin  ovunenler..  Elestirmiyorum.. Zaman boyle.. Biz de boyle olmak istiyoruz bazen, bir oluyor bir olamiyoruz..  Insanin en azindan kendisiyle durust olup bunlari itiraf etmesi guzel (kendime soyluyorum..) Bosluk, panik, yol ayrimi, gecen zaman, kariyer, hayat, olum, aile…

Bunlarin arasindan bu cift cikti karsima ve (siyirdim galiba) gozlerim dolarak okudum.. Beni taniyanlar bilirler, bu tip seyleri arabesk deyip gecerim normalde..Daha fazla uzatmadan yapistirayim.. Soz veriyorum Turkce’ye cevirmek icin elimden geleni yapacagim.. simdilik Ingilizce bilenler, kendilerine bir kahve yapip, otursunlar yazinin basina..

Saygilar..

This is near impossible for me. Anything I want to say is from such a personal perspective and, even though it’s no one’s business, I do want the world to know how incredible this man was.

I’m hesitant, also, because we live in a world of superlatives, and words like ‘incredible’ have become hollow and meaningless, which is everything my husband was not.

I know anyone who was in his sphere felt a strange electric current chase across the room as he entered it. I know he was the love of my life, the dearest, most exciting and witty friend I have ever had.

I remember once I was asked a question by a journalist: “Who would you most like to be stuck in a lift with?” I think I was meant  to respond with a name like ‘Einstein’ and I said “Martin Kelly”. They said: “Who’s that?”

“Well, he happens to be my husband, but I promise you, if you met him you’d also want to be stuck in a lift with him.” (Said journalist was female.) “As well as being gorgeous, he’s the most exciting, stimulating person I have ever met.”

They said that was ridiculous and couldn’t be my answer as no one would believe it. I agree, it seems implausible that someone I’ve known since I was 15 still thrills me to the core. He pushed me to do things I didn’t think I wanted to do. Or at least, I didn’t think I did until I had tried and was through the hoop of fire and then, of course, I felt a foot taller, living and breathing at his breakneck speed.

It seems he had this effect on everyone who was his friend. You were touched by fire, it scalded sometimes.

I worried about that for my boys. Would he push them too much when they were up that mountain? I would watch him effortlessly swoosh down the slope on his snowboard as they struggled on skis to keep up, only to realise by the last day his methods had triumphed again.

They, of course, were now leading him, fearlessly shooting down black slopes with him chasing them, grinning from ear to ear, and, yes, even holding a video camera to capture the triumph of his ‘pups’.

Rightly or wrongly, he wasn’t available to everyone. I think this was more to do with an inherent shyness than any kind of snobbery. But, as a result, the treasures he shared with me were for me and me alone – selfish, I know, but how loved he made those he loved feel. I can’t begin to describe that feeling.

Martin Kelly

Caring: Martin doing work in the Third World for his charity Facing The World

I would be on a crowded busy street running an errand or picking up the boys from school near his hospital and my stomach would do a somersault at the sight of a man in my peripheral vision. I would instantly feel shame that my eyes had wandered or my loins been stirred by another and would quickly turn away, only seconds later to hear someone laughing and saying: “My darling, you just walked straight past me!”

I would explain how I thought I’d seen another sexy man and all along it was him and he would blush like a schoolboy and bury his face in my neck.

Natascha McElhone and Dr Martin Kelly

Natascha and Martin, at the Baftas earlier this year, were about to celebrate their tenth wedding anniversary

I just can’t believe I won’t feel his skin any more, how is that possible? I loved and touched him every day, and thank goodness I did. Bizarrely, we never raised our voices to one another, not a good or a bad thing – that just didn’t
happen between us.

I can’t believe that that magical, beautiful creature is not here any more. He was too good to be true. There was never a day when we didn’t say: “It’s ridiculous how lucky we are, look how blessed our life is.” I frequently felt undeserving of this; he, however, never.

He was so sure of his place in the world and his right to everything he’d been blessed with, but without ever being complacent about it. I suppose it was because unlike most of us he never squandered a second of his life, every breath he took was full to bursting.

I still feel like the luckiest woman alive, even though he’s not here. To have been given such a love, to have had ten years of utter bliss waking up next to someone who made my heart flutter, I could never in my wildest dreams have wished for more than that.

I don’t know why I’m not surprised that his life came to an abrupt end. I didn’t think, “Why us? Why me?”, I just thought, “Thank God I’ve lived like this thus far. Whatever happens, it was worth every ounce of pain I’m going through now.”

I hope this isn’t nauseating, I know he’s beginning to sound like some kind of deity, but he was the most unique father, as well. Always giving our two beautiful ‘pups’ the alternate answer to any question, stimulating them, provoking them, peeling open their young minds to drop in magical statistics and facts, facts that I was always ignorant of.

He hugged, squeezed and kissed them for an hour a day, tumbled about the floor with them, taught them chess, surfing, drawing, foreign languages, his version of truth, what it is to risk, to have integrity, manners – beautiful manly manners – and how to leap into the unknown at least once a day, because NOT knowing what you might find was the real gift of life.

I could write about him for the rest of my life. The part that saddens me most is that, whatever I can try to give my boys, their world for now has been halved, I cannot become him. All I can hope is that the seeds have been sown already in their short lives – their gardens will flourish and I will tend to them assiduously and find any way I can to fill the gaping crevices.

I know his work has been covered by his colleague and friend Norman Waterhouse, with whom he co-founded the charity Facing the World.

All I know is that aside from us, his patients came before any pleasure in his life. In particular, those ones that were brought to the UK by Facing the World. I hope to be able to carry on the charity as those children gave him more than they ever took.

That is what made his heart sing, those little faces being put back together as nature usually intends, that’s where he got his kicks.

Any amount of time and labour was never too much; he did not know how to do things by halves, he couldn’t.

In fact, that’s my explanation. He lived several lives in what is usually only half a life – I suppose we’re back to a ‘deity’ again. He would die again if he read this because, although supremely confident in his ability, he was modest and understated in everything.

He was the wittiest person I ever met, making me howl with laughter at some quip even when it was one of those agonising child-induced 5am wake-ups. Whether there was vomit all over the floor, a fried computer, cat poo all over his best suit – his first response was to diffuse the drama with a brilliant joke.

I feel so ill-equipped right now in my sleepless, shocked state to write anything coherent, but I want to get in there and shout aloud his name, make sure no one misunderstands him.

I want to celebrate him not only as my love but as a human being whose lust for living could infect so many people. A surgeon, a healer, a painter, a musician, a passionate sportsman, his curiosity was insatiable, exhaustingly so at times. Relentless in his pursuit of living and discovering.

I hope my sons will never be daunted by the legacy of his spirit but instead inspired to do exactly what it is they want to do. That was his philosophy, we read it somewhere once: “Work hard, expect nothing, celebrate!”

http://www.mailonsunday.co.uk/femail/article-1021685/Natascha-McElhone-I-believe-I-wont-feel-skin-more.html

Natascha Mcelhone