Yann Tiersen – Monochrome Lyrics

Temmuz 30, 2008

 

Cumhur’la, İstanbul Bağcılar’da bir ofiste bu sözlerin güzelliğine vurulduk..  Ben daha önce görmemiştim.. Biraz bocalayanlara hitabediyor.  Buyrun: 

 

Anyway, I can try
Anything it’s the same circle
That leads to nowhere and I’m tired now.

Anyway, I’ve lost my face,
My dignity, my look,
Everything is gone
And I’m tired now.

But don’t be scared,
I found a good job and I go to work
Every day on my old bicycle you loved.

I am pilling up some unread books under my bed
And I really think I’ll never read again.

No concentration,
Just a white disorder
Everywhere around me,
You know I’m so tired now.

But don’t worry
I often go to dinners and parties
With some old friends who care for me,
Take me back home and stay.

Monochrome floors, monochrome walls,
Only absence near me,
Nothing but silence around me.
Monochrome flat, monochrome life,
Only absence near me,
Nothing but silence around me.

Sometimes I search an event
Or something to remind,
But I’ve really got nothing in mind.

Sometimes I open the windows
And listen people walking in the down streets.
There is a life out there.

But don’t be scared,
I found a good job and I go to work
Every day on my old bicycle you loved.

Anyway, I can try
Anything it’s the same circle
That leads to nowhere and I’m tired now.

Anyway, I’ve lost my face,
My dignity, my look,
Everything is gone
And I’m tired now.

But don’t worry
I often go to dinners and parties
With some old friends who care for me,
Take me back home and stay.

Monochrome floors, monochrome walls,
Only absence near me,
Nothing but silence around me.

Monochrome flat, monochrome life,
Only absence near me,
Nothing but silence around me

 

Yann Tiersen…


Sunay AKIN 2000 yılında yazmış 2 Temmuz 1993′te olanları….

Temmuz 1, 2008




yedi yıl önce sivas’taki madımak oteli’nin önünde toplanan güruh, insanlık dışı gösterisini sürdürürken, otelin merdivenlerinde kurtulmayı bekleyenlerden biri olan yazar lütfi kaleli sorar: “ bunlar ikindi namazına gitmeyecekler mi?”…

yanıt karikatür sanatçısı asaf koçak’tan gelir: “ anlaşılıyor ki, bu namazı kaza ile eda edecekler.”

yıllar öncesinde, yurdumuzda turizmin gelişmesi için bestelenen şarkıda şöyle bir söz vardı: “düşün antalya’da mutlu bir hollanda’lı”…

hollanda’nın amsterdam havaalanı’nda bir genç kız, o gün yaşadıklarını günlüğüne yazarken heyecanlıdır: “türkiye’ye giden uçakta adım yoktu. birkaç dakika korktum: gidemeyecek miydim?”

carina thuys adlı kızın korktuğu başına gelmez ve istanbul’a doğru havalanan uçağın penceresinden bulutları seyre dalar!..

annesi genç kızın ölüm haberine inanmaz ve şunları söyler: “o her zaman söylediği saatte eve gelir. döneceğini söylediği gün onu havaalanında karşılamaya gideceğim”…

kadın, istanbul’dan gelen yolcuların arasında kızını arar… ve son yolcu çıktığında şunu söyler oğluna: “kızımın öldüğüne şimdi inandım!”

asaf koçak’ın da aralarında bulunduğu sivas’ta yakılan 37 insandan biri olan carina thuys’un, ülkesine gönderilen eşyaları arasında günlüğü de yer alır. günlüğün son sayfası “2 temmuz 1993” tarihini taşır: “şimdi durum kritik. bir süreden beri oteldeyiz. dışarıda büyük bir güruh bağırıyor. bu otelde, özgür düşünür, laik yazar aziz nesin kalıyor. o, şeytan ayetleri’ni yayınlamayı düşünüyor. durum hiç de hoş değil. kendimi gergin hissediyorum. çünkü ne olacağını hiç bilmiyorum. bu durum aşırı dincilerin bir oyunudur. slogan atıyor ve tahribat yapıyorlar. oldukça polis var. ama ben ne yapabilirim ki? bağırılıyor, çağırılıyor ama ben anlamıyorum!”

yeryüzünde, en yüksek noktasına yazı araç ve gereçlerinin konulduğu bir tapınak var mıdır?.. yani bir kilise düşünün ki, en tepesine simge olarak haç değil de kalem konsun. ya da, bir havranın en üst noktasına bakanlar davudi yıldızı yerine bir daktilo görsünler!..

istanbul’un eyüp semtinde bulunan defterdar camii 1541 yılında, hattat nazlı mahmut çelebi tarafından yaptırılır.

mahmut çelebi yazı ustası olduğundan minarenin tepesine hilal yerine bir hokka ve kalem koydurtur.

bu uygulamanın günümüzde karşılığı “bilgisayar ekranı, klavye ve maus”dur. şairler, yazarlar çalışırken bu yazı araçlarını kullanıyorlar.

yeni yapılmakta olan caminin minaresine bunları koymaya kalkışsak başımıza neler gelir?.. ama ne gariptir ki, 450 yıl önce bunu gerçekleştirebilmişiz!

haliç’in kıyısındaki defterdar camii’ni ziyaret edenler, minareye baktıklarında ne hokkayı nede kalemi görebilirler. fırtınalı bir havada rüzgar alır götürür kalemi. hokka uzun süre ayrı kalır yoldaşından. sonra oda yere düşer ve kırılır. geriye sadece aras neftçi’in 1990 yılında çektiği fotoğraflar kalır. bu fotoğrafa dikkatli bakıldığında minarenin tepesindeki hokka görülebilir. günümüzde minareye baklanlar ise iki hoparlör ve birkaç florasan lambadan başka bir şey göremezler.

eyüp halkı, nazlı mahmur çelebi’nin rüşvetle suçlandığını, elindeki hokka ve kalemi sırtı camiiye dönük şekilde fırlatacağını, yazı takımının minarenin tepesine konmazsa suçlamayı kabul edeceğini içeren bir öykü anlatır. hokka ve kalem minarenin tepesinde durunca herkes mahmut çelebi’nin suçsuz olduğuna inanır.

gazetelerdeki yazarların yerini giderek yazarkasaların (!) aldığı günümüzde, böyle bir şeyi denemeye kim cesaret edebilir?..

şüphesiz ki nazlı mahmut çelebi’nin yaptırdığı caminin tepesine yazı araç ve gereçlerinin konmasının nedeni halk arasında anlatılan “atmasyon” öyküsü değildir. bir rastlantıyı içeren bu öykü, yazara gösterilen saygı, sevgi ve hoşgörünün geleneğimizde ne denli yoğun olduğu gerçeğinden bizleri uzaklaştırır. yazı ustasının minarenin tepesine yazı araç ve gereçlerini koyması rastlantı değildir. tıpkı, 2 temmuz gününde binlerce insanın, yazarların kaldığı madımak oteli’nin önünde buluşmasının rastlantı olmadığı gibi!..

solingen ve sivas!..

insanların yakıldığı iki kent…

bu iki kentin baş harflerini yan yana getirirsek, neyle karşı karşıya olduğumuz daha iyi anlaşılacaktır: ss!..

sivas katliamı sonrasında yazdığım şu dizeler sanırım tüm gerçeği gözler önüne seriyor:

yedi kova su yeterliydi
sivas’taki ateşi söndürmek için
oysa her biri
devlet dairesindeki kovaların
üstünde yazılı
altı harfli bir sözcüktü yangın

g harfi boştur kovaların
ki okununca dolu olanları
ortaya çıkar
madımak oteli’nin merdivenlerinde
kurtulmayı bekleyenler için
verilen karar: yan ın

dostları, sivas’ta yakılan ankaralı şair behçet aysan’ın kapısında unutulmuş bir not bulurlar: “yarım saat içinde geliyorum. bekleyin.”

Ataol BEHRAMOĞLU’da değinmeden geçmemiş:

Bu Yangın Yerinde

Yaşamak bu yangın yerinde
Her gün yeniden ölerek

Zalimin elinde tutsak
Cahile kurban olarak

Yalanla kirli havada
Güçlükle soluk alarak

Savunmak gerçeği, çoğu kez
Yalnızlığını bilerek

Korkağı, döneği, suskunu
Görüp de öfkeyle dolarak

Toplanıyor ölü arkadaşlar
Her biri bir yerden gelerek

Kiminin boynunda ilmeği
Kimi kanını silerek

Kucaklıyor beni Metin Altıok
“Aldırma” diyor gülerek

“Yaşamak görevdir bu yangın yerinde
Yaşamak, insan kalarak”

Tam 37 Türk aydını, görüşü ne olursa olsun, yakılarak öldürüldü, unutmayalım çünkü başımıza ne geldiyse unutkanlıktan geldi…

Sunay Akın