Olimpiyatlarda sansa, iman gucuyle falan derece yapilmiyor. Madalya yarisinda ilk siralarda olan ulkeler, yillardir yatirim yapiyor, sporcu yetistiriyorlar. Bizim sporcularimizin ciddi bir cogunlugu (futbolcu ya da basketbolcu degilse), kendi imkanlariyla birseyler yapmaya calisiyorlar. Derya Buyukuncu ile yapilan bir roportaj da vardi gecen hafta. Adam tamamen kendi imkanlariyla calistigini soylemis ve ayrintiyla anlatmisti zorluklari. Yazinin altinda, vatandaslardan ilginc yorumlar vardi: “Derya sen git Amerika’da yasa”, “Ulan 5 yildir hep sonuncu geliyosun, bi de konusuyosun” vs.. Bu kadar basit birseyi bile nasil bu kadar dengesizce yorumlayanlar olabiliyor ben anlamiyorum, anlayamam da.. Allah gostermesin, ulkemde jimnastikci bir erkek ya da -daha kotusu- bayansan, nasil yorumlar duyacaksin?
) Egitim mi? Umarim oyledir.. Saadet Hanim’in roportaji asagida, buyrun:
“Bir el uzandı ve bisikletimi itti”
Türkiye’de sporcu olmak gerçekten çok zor. Özellikle Pekin 2008 Olimpiyatları’nda bunu bir kere daha gördü Türk spor kamuoyu. Türk Olimpiyat Takımı’nı oluşturan sporcularımız birbiri ardı başarısız skorlar alınca adeta “lanetlendi”, beceriksizlikle suçlandı ve eleştiri oklarının hedefi oldu. Türkiye’de son dönemde spordaki yatırımın ve ilginin tamamıyla futbola (biraz da basketbola) doğru kaymaya başlaması, Olimpik sporların ihmal edilmesi, kendi kaderine terk edilmesinin doğal bir sonucuydu bu aslında. Ve doğruya doğru, kaçınılmaz bir son. Üstelik sporcularımızın rakipleriyle ne derece eşitsiz koşullar altında yarıştığını bilmeden, onları bu denli yıpratmak ne acı..
Geçtiğimiz hafta sayfalarımızda mili yüzücü Derya Büyükuncu’ya yer vermiş ve sporcularımızın içlerinde bulunduğu koşulları sizlere aktarmaya çalışmıştık. Bu kez de başka bir sporcumuzla, Olimpiyatlara gitme hakkını son anda kaçıran triatloncumuz Mert Onaran’la buluşturmayı hedefliyoruz sizi. Arkadaşımız Saadet Güneş, Pekin 2008 öncesinde Türkiye triatlon şampiyonumuz Mert Onaran’la konuştu. Spordan ve olimpik ruhtan bihaber kişilerin, kendince yaptığı şaka nedeniyle bir dönem nasıl sakatlandığını da anlatıyor Onaran. Yani tablo karanlık. İşte Onaran ve söyledikleri. Bakalım siz de sporcularımızın olanaksızlıklarla boğuştuğu fikrine hak verecek misiniz?
***

Türkiye triatlon Şampiyonu Mert Onaran, çalışmalarını tam sürat sürdürüyor.
Fransa’da bir ay süreli bir kampa giren genç sporcunun başarı hanesi ise birbirinden değerli başarılarla süslü.
Mert Onaran, Balkan Gençler ve Avrupa Gençler üçüncülüğünün ardından Türkiye’yi triatlon dalında olimpiyatlarda temsil edecek ilk sporcu olmanın da heyecanını yaşıyor.
1983 doğumlu milli triathlet Mert Onaran, aynı zamanda Ege Üniversitesi Spor Yüksek Okulu 4. Sınıf öğrencisi.
1995 yılında yüzmeyle tanışan ve1998 yılında triathlona başlayan Mert, TDİ takımı adına yarışıyor.
Mert Onaran’ın kısıtlı imkanlarına rağmen elde ettiği derecelerini ise 3 kez Gençler Türkiye Şampiyonluğu, 22 Etap Şampiyonluğu, 2002 yılı Balkan Gençler üçüncülüğü, 2005 ve 2006 Türkiye Büyük Erkekler Şampiyonluğu olarak sıralayabiliriz.
Mert Onaran’ın bu yıl içinde yarıştığı bir de Avustralya yarışları bulunduğunu notlarıma eklemeliyim.
Mert’in kendisi gibi kardeşi İpek de aynı spor dalına gönül vermiş bir isim…
Mert ile İpek Onaran kardeşler, birçok insanın bırakın o spor dalıyla uğraşmayı, adını dahi duymadığı triatlon branşından elde ettikleri kupaları ve madalyaları deyim yerindeyse evlerine dahi sığdıramıyorlar.
Uluslararası ve ulusal yarışlarda çok sayıda madalya, kupa ve plaket kazanan Onaran kardeşler, 9 kilogram ağırlığındaki 2 bin dolarlık bisikletleriyle mücadele veriyor.
Rakiplerinin 6 bin dolarlık karbondan yapılmış 6 kilogramlık bisikletle yarıştığı şampiyonalarda, her şeye rağmen Onaran kardeşler önemli derecelere imza atmanın gururunu yaşıyor.
Mert, Ege Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Meslek Yüksekokulu son sınıf öğrenciliğini sürdürürken, kardeşi İpek ise aynı üniversitenin matematik bölümü 3. sınıfında öğrenci.
Mert 12, İpek 10 defa milli formayı giydi.
İki kardeş, spora 1995 yılında Türkiye Denizcilik İşletmeleri Spor Kulübü’nde yüzerek başlamışlar.
3 yıl sonra da triatlon branşını seçerek profesyonel spor yapma kararı almışlar.
Bu yolda her zaman en büyük destekçileri babaları emekli bankacı Kemal Onaran ve İngilizce öğretmeni anneleri İlknur Onaran olmuş.
Antrenman yaparken birkaç kaza atlatan çocuklarının sağlığından endişe duyan baba Onaran, “Spor yapmalarına karşı değilim; fakat para kazanacakları bir dalı seçselerdi, gönlüm daha rahat olurdu” demekten kendini alamıyor.
Ee ne yaparsınız, baba yüreği işte…
İkisinin de fiziği futbol veya basketbol oynamaya müsait olduğuna dikkat çeken baba Onaran’a anne İlknur Onaran’da destek veriyor, ama bir yandan da çocuklarının tercihine fazla karışmaktan yana olmadığını gösteriyor, “Daha iyi mücadele edebilmeleri için bisikletlerini alacak bir sponsor bulabilsek, başka dileğimiz olmaz” diyerek…
Belki siz de biliyorsunuz ama bir kez daha tekrar etmek istiyorum.
Triatlon 1500 metrelik yüzme, 40 kilometrelik bisiklet, 10 kilometrelik koşudan oluşan komplike bir spor branşı.
Saate karşı yarışan sporcuların yüzmesiyle başlatılan zaman, koşu parkurunun sonundaki bitiş çizgisine ulaşmalarıyla tamamlanıyor.
Dünya çapında popülerliği hızla yükselen triatlon, Türkiye’de de özellikle gözde sahil beldelerinin sıkça tercih edilen spor branşları arasında geliyor.
Görselliği çok fazla olduğu için seyircinin ilgisini çeken bir branş triatlon…
Sydney 2000 Olimpiyat Oyunları’nın açılış branşı olarak konulması ise triatlonun popülerliğini daha da artırdığını belirtmekte fayda var.
Halen dünyada 45 milyon lisanslı triatlon sporcusu mevcut.
Bu branşa gönül veren sporcuların en büyük sıkıntılarının bir antrenman alanının olmaması olduğunu anlatıyor Mert Onaran.
2003′te antrenman yaparken köprücük kemiğini kırdığını anlatırken…
“BU SPORU ANLAMIYORLAR”
Belki de yeni bir spor dalı, belki de anlaşılamamış bir dalı olmasının getirdiği handikap olsa gerek…
“30 kilometre hızla giderken, bir arabadan el uzandı ve bisikletimi itti” diyor Mert.
Bisiklet antrenmanlarında en büyük sorunlardan biri de güvenlik.
Mert Onaran, 4 yıl önce geçirdiği ilginç kazayı unutamıyor. Pedal çevirirken, yoldan geçen bir sürücünün tacizi sonucu sakatlandığını anlatan Onaran, “30 kilometre hızla bisiklet üzerinde giderken, arabadan çıkan birisi bir anda beni itti. Ne olduğunu dahi anlayamamıştım. Arkadaşlarımın yardımıyla hastaneye kaldırıldım. Çekilen filmlerde omzumun kırıldığı anlaşıldı. Bu kaza sonucu sezonu erken kapattım” derken, toplumdan kendilerine karşı bakışın da neredeyse bir fotoğrafını veriyor.
Çok değil 1 yıl geçmeden ise yine aynı yerden sakatlandığını anlatıyor genç sporcu.
Yarışlara kendi imkanlarıyla hazırlandığını sözlerine ekleyen Mert’ten, yaz aylarında yüzme kurslarında eğitmen olarak çalıştığını öğreniyorum.
Bu sayede hem harçlığını çıkarıyor, hem de gittiği yarışlarda ailesine yük olmadığı için seviniyor.
Matematik öğrencisi olarak triatlon yapmasının yadırgandığını anlatıyor kızkardeşi İpek ise…
Triatlonu çok seven İpek, “Başarılı olunca, madalyalar kazanınca inanılmaz mutlu oluyorum” derken gözlerini içi de gülüyor adeta.
Onaran kardeşlerin hedefinde her daim birincilik var, hayallerini ise 2008 Olimpiyatları’nda Türkiye bayrağını göndere çektirmek geliyor.
İşte bu noktada Mert daha bir heyecanlı…
Nasıl olmasın ki, hayalini kurduğu Olimpiyatlar’a daha da yakındı.
Triatlonda ülkemize Avrupa Şampiyonası’nda bronz madalya kazandıran Mert Onaran, olimpiyatlara bu spor dalında katılan ilk sporcu olma unvanını elde etmek istiyordu.
4 kez üst üste Türkiye Triatlon Şampiyonu olan Mert Onaran, Pekin Olimpiyatları’na hayli iddialı hazırlandı.

Ancak olmadı. Triatlon Federasyonu ile uluslar arası federasyon arasındaki görüşmeler sonuç vermedi ve Onaran için kota alınamadı. Yaşanan tam bir hayal kırıklığıydı. Bu röportajı Olimpiyatlar öncesinde, söz konusu karar henüz alınmadan, yani iyimser bir ortamda gerçekleştirdik. Bakın dünyada çok az sayıda sporcusu bulunan triatlondaki gururumuz olan Mert Onaran, Türkiye’ye olimpiyat şampiyonu olarak dönmek istediğini söylerken bir hayli içten konuşuyordu…
“ŞAMPİYONLA ARAMDA 4 DAKİKA VAR”
Gerek yurt içinde gerekse yurt dışında birçok turnuvaya katılan bu nedenle adı ‘Madalya Avcısı’na çıkan Mert Onaran, bu spora tutkusunu anlatırken bakın neler söylüyor.
“Çocukluğumdan bu yana yüzüyorum. Koşuyorum, bisikletin üzerindeyim. Bu alanda ülkeme çeşitli kereler dereceler, şampiyonluklar kazandırdım. Şimdi ise yıllardır hayallerimi süsleyen Olimpiyat rüyam gerçek oluyor. Sıkı bir şekilde hazırlanıyorum. Elimden geleni yapacağıma herkes emin olsun. Dünya şampiyonlarıyla aramda sadece 4 dakikalık fark var.”
Mert Onaran, haftanın beş günü saat 05.30′dan 07.30′a kadar yüzüyor. Hafta içi her gün akşam saatlerinde birer gün aralıklarla 3 buçuk saat bisiklet binip, 1 buçuk saat koşuyor, Onaran.
“İLGİSİZLİĞE ÜZÜLÜYORUM”
Röportajın yapıldığı dönemde ilk hedefi Pekin 2008’den madalyayla dönmek olan Onaran, buna karşılık, kendisine aylık 800 YTL maddi ve manevi yardım edecek bir firma bulamamaktan şikâyetçi…
“Kendi imkanlarımla hazırladığım bir tanıtım CD’im var. Bu CD ile bana sponsor olabileceğine inandığım firmalara başvuruyorum. Bir yandan eğitimim, bir yandan emek verdiğim spor dalı. Her şey bir tarafa, sponsor arayışları da ayrı bir zaman ve ciddi anlamda takip istiyor. Görüştüğüm firmalarda olumsuz cevap almaktan ziyade, insanlarımızın böylesine ciddi bir organizasyona ilgisiz kalması beni daha da üzüyor.”
Özellikle kulüplerin, yüzme branşına profesyonel bakmadıkları sürece uluslararası arenada başarının sporcuların bireysel mücadelesine ve girişimlerine kaldığına özellikle dikkat çekiyor Mert.
“PROFESYONEL BAKIŞ İLK ADIM”
Havuzda uluslararası başarılara hasret kalmamızın en büyük nedeninin eğitim sisteminin elverişsizliğine bağlıyor Mert Onaran.
Son yıllarda artan ilgiye karşın, yüzücülüğün meslek haline gelemediğinden dem vuran genç sporcu, “Aileler çocuklarına yeni ve renkli bir eğlence olması için yüzmeyi tercih ediyor. Ama her zaman akıllarında spor yaşamının çocuklarının eğitimini engelleyebileceği kuşkusu yer alıyor” sözleriyle aileden gelen desteğin ne kadar önemli olduğuna da dikkat çekiyor.
Hedeflerini dile getirirken, zorlukların farkında olduğundan dem vuran Mert Onaran, branşın zorluklarını ise bakın nasıl anlatıyor. “Haziran 2007′de Kuşadası’nda düzenlenen Avrupa Şampiyonası’na katılan ay-yıldızlı ekipte 6 kişilik büyük erkekler grubunda üç, 6 kişilik genç erkekler grubunda iki, 3 kişilik büyük bayanlar grubunda da iki sporcumuz mücadele etti. Dereceye giremedik, buna üzülmüyoruz. Ülkemizi gelecek yıllarda temsil edecek ve Avrupa çapında başarılar yakalamayı hedefleyen gençlerimize yeni ufuklar açtığımızın farkındayız.”
“HEM SPORCU, HEM ANTRENÖR”
Triatlon Yıldızlar Milli Takım antrenörlüğünü de üstlenen Onaran, bununla da yetinmiyor ve Altay kulübünün yüzme ve triatlon baş antrenörü olarak görev yapıyor.
47 öğrenciye ders veren genç sporcu, takımını Ege şampiyonu yapmasıyla gurur duyuyor.
Geleceğe kendi gibi başarılı ve parlak sporcular yetiştirmek için çaba gösteren Onaran, çalışmaları dışındaki zamanını da öğrencilerine harcıyor.
Onaran, “Avrupa’da yaşayan bir çok triatlon sporcusu, sponsorlarının desteğiyle ayakta duruyor. Beni ve onları karşılaştırdığınız zaman arada çok az bir süre kalıyor. Bu da çalışma ve verilecek destekle kısa sürede kapanabilecek bir fark. Bu yüzden beni destekleyecek ve başarıma katkı sağlayacak sponsor arayışım sürüyor. Eğer sponsorum olsaydı, inanın şu zamana kalmadan dünya şampiyonluğu kürsüsüne çıkmıştım” diyecek kadar da iddialı. 
Yıllarca gönül verdiği bir spor dalında Olimpiyatlara katılacak genç bir insanın hayali gerçek oluyor.
Elbette başarı bekliyoruz.
Biz de, o da…
Olur mu, olmaz mı?
Bekleyip, göreceğiz…
Ama bir gerçek var ki, bir sporcunun Olimpiyat hayali sonunda gerçek oluyor.
Bu da bir rüyanın gerçeğe dönüşmesi demek.
Ne kadar şanslısın Mert!
Keşke herkesin hayallerini gerçek olsa…
MERAKLISI İÇİN DİPNOT: TRİATLON NEDİR?
‘Triatlon’ eski Yunanca kökenli bir kelimedir.
3 branşın bir arada yapıldığı spor anlamında kullanılmaktadır.
Bu branşlar sırasıyla yüzme, bisiklet ve koşudur.
Sporcu her bir branşa ait mesafeyi bitirir bitirmez kurallara uygun kıyafetlerini giymek için, belirli kuralara uymak şartıyla değişim alanına girer ve diğer branşa başlar. Sporcunun sadece bir branşta başarılı olması yeterli değildir.
Diğer branşlara da ait antrenman ve kas gruplarını çalıştırmak zorundadır.
Ayrıca taktik ve teknik seviyesini en üst düzeyde tutarak hem enerjisini hem de dayanıklılığını korumak zorundadır.
Olimpiyatlarda triatlon, 1.5 km yüzme, 40 km bisiklet ve 10 km koşu olarak yapılmaktadır.
Röportaj: Saadet ÖZCAN